Haberler

"Üstad,Türkiye'nin Kurucu Ruhu, Temel Direğidir"
Üstad Necip Fazıl Kısakürek, doğumunun 110’uncu yılında Zeytinburnu Belediyesi’nce düzenlenen bir sempozyumla anıldı. Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Necip Fazıl Kısakürek'in, Türkiye'nin kurucu ruhu, temel direği olduğunu söyledi.
Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen sempozyumda, Kısakürek’in hayatı, fikirleri, eserleri ele alındı. Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, toplantının açılışında yaptığı konuşmada; her toplumun ruhunun oluşmasında, kimi düşünürlerin büyük etkisi olduğunu belirterek, “Merhum Necip Fazıl da, döneminde Türk toplumunun ruhunun oluşmasına büyük katkı yapmış ‘kurucu şair’dir” dedi. Sempozyumun açış konferansını veren usta hikâyeci, fikir adamı Rasim Özdenören, Necip Fazıl Kısakürek’in, millet adına sürekli kefaret ödemiş bir şahsiyet olduğunu söyledi. Özdenören, “Döneminin şartlarında, yalnız ama cesur bir kişi olarak İslâm fikrini terennüm etmiş, bu uğurda bedeller ödemiştir. Millet olarak, bizden alacaklıdır” diye konuştu. Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi, büyük mütefekkir Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in sevenlerini ağırladı. “Doğumunun 110. Yılı Anısına Necip Fazıl Sempozyumu”, Kısakürek konusunda yetkin akademisyen, yazar, şair ve düşünce insanlarının katılımıyla gerçekleştirildi. Sempozyum, kalabalık bir dinleyici kitlesi tarafından takip edildi. AYDIN: “NECİP FAZIL’IN ESERLERİ, BİZE BİR VASİYETTİR” Gün boyu süren sempozyumun açılış konuşmasını yapan Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Necip Fazıl Kısakürek’in bu toplumun dertleriyle dertlendiğini, sürekli bu dertleri gündemde tuttuğunu, çözüm önerileri getirdiğini belirterek, “Onun hem hayatı, hem eserleri, bir derlenme, toparlanma çağrısıdır. Eserlerinde dile getirdiği düşünceleri aynı zamanda bir vasiyettir de. Biz de, bu fikirleri sürekli gündemde tutmalıyız, derinlemesine anlayıp, hayata geçirmeye çabalamalıyız. Bu sempozyumla Zeytinburnu Belediyesi olarak biz de üzerimize vazife bir işi ifa ettiğimizi düşünüyoruz. Değerli katılımcılarımız, Üstad’ın çok renkli, çeşitli, derinlikli taraflarını bizimle paylaşacaklar” dedi. ÖZDENÖREN: “TRAGEDYA KAHRAMANI GİBİ KONUŞURDU” Sempozyumun açılış konferansını veren fikir adamı ve hikâyeci Rasim Özdenören ise konuşmasında; Necip Fazıl’ı, günlük hayatından fikir mücadelesine, basın alanındaki çalışmalarından eserlerindeki düşünce derinliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede ele aldı. Öncelikle Necip Fazıl Kısakürek’in yüz hatlarına, vücut diline temas etmek istediğini anlatan Özdenören, şöyle konuştu: “Cevval, enerjik, musdarip bir çehresi vardı. Yüksek volümlü konuşurdu. Oturur halde konuşurken bile sanki ayaktaymış gibi bir edası vardı. Bir tragedya kahramanı gibi konuşurdu. Emir kipiyle hitap eder, nükteli bir dil kullanırdı. Hikmeti, nüktesinin içinde barındıran bir üslubu vardı. Komiği yakalamasını bilirdi. Konuşmasında mübalağa barizdi. Bu hâl, ‘Ya ol, ya öl’ fikrinin bir yansımasıydı.” “MİLLETÇE ONA BORÇLUYUZ” Necip Fazıl Kısakürek’in fikir ve eserlerindeki en bariz özelliklerden birisinin, dönemin şartlarından ortaya çıkan toplumdaki sancıları bıkmadan, usanmadan vurgulamak olduğuna işaret eden Rasim Özdenören, “Yeni rejimle birlikte, dinin hayattan çekilmeye başladığı sırada Necip Fazıl ortaya çıktı. Bu, cesur da bir çıkıştı. Yalnız bir birey olarak, sürekli İslâm fikrini terennüm etmiştir. O; dinin hayattan çekilmesi nedeniyle milletin yaşadığı sıkıntılar için sürekli kefaret ödemiş bir isimdir. Bu çerçevede, biz miilet olarak ona borçluyuz, o bizden alacaklıdır” diye konuştu. “BUNU BEN SÖYLEMEZSEM, KİMSE SÖYLEMEZ” DERDİ Rasim Özdenören, Necip Fazıl Kısakürek’in dinden tarihe, edebiyattan polemiğe, tiyatrodan günlük yazılara kadar çok değişik alanlarda eser verdiğini de dikkât çekerek, şunları söyledi: “Neden bu kadar farklı alanlarda eser verdi? Dönemin şartlarının baskıcılığı insanları susturuyordu. O da, cesur karakterli birisi olarak, ‘Bunları ben söylemezsem, kimse söylemez’ diye düşündüğü için her alanda fikirlerini anlatmaya çalışıyordu. Bu manada yalnız bir insandı. O yalnızlığını anlatmak için, ‘Kendimi, nesli tükenmiş bir orangutan maymunu gibi hissediyorum’ derdi. Eserlerinde kültür, İslâm’ın yaşantısının bir alanı oluyor ve ancak İslâm’a nispetle kültüre bir değer atfediyordu.” İSTERSE TENEKEDEN OLSUN AMA TEKNOLOJİNİ KENDİN ÜRET Kısakürek’in, devlet fikriyatı ile hükümetin icra alanlarını ele alırken, üretim ve kalkınma noktasına özel bir önem verdiğini de kaydeden Özdenören, “Konuşmalarında, ‘Toplu iğne bile yapmaktan aciz olan bir ülke bugün dikiş makinası, saat, radyo, buzdolabı ile tanışıyor. Şimdi bunları kendisi yapmalı. İsterse tenekeden olsun ama kendisi yapmalı’ derdi. Devlet fikriyatında da, yönetimin mutlak idaresi olması gerektiği görüşünü savunurdu. Toplumun, devletin lehine, ferdi özgürlüklerin kısıtlanabileceğini söylerdi. Bunu, ‘İnsan hür olmaz; eşek, köpek hür olur’ sözüyle ifade ederdi” dedi. Rasim Özdenören’in konferasının ardından sempozyumun oturumlarına geçildi. Üç oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumda; Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Fazıl Gökçek, Prof. Dr. Ergün Yıldırım, Prof. Dr. Burhanettin Duran, Doç. Dr. Mustafa Tekin, Doç. Dr. Ekrem Demirli, yazar Cihan Aktaş, tarihçi Mustafa Armağan, edebiyat araştırmacısı Ercan Yıldırım, şair Ali Ayçil ve yazar Hüseyin Su tebliğlerini sundular.

Zeytinburnu'nda 23 Nisan Coşkusu