Haberler

“Modern Dönemde Okunan Metinler İnsanları Ayrıştırıyor”
Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde konuşan Doç. Dr. Fatih Şeker, "Eskiden insanları bir araya toplayan metinler vardı. Medrese geleneğinin kitap okuma tarzı az eseri çok okuma gibi bir özelliğe sahiptir. İnsanlar bir kuyuya iner gibi belirli metinler etrafında hayatlarını idrak ederler. Modern dönemde okunan metinler insanları birleştirmekten ziyade ayrıştırıyor." dedi.

Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde Gökdemir İhsan'ın sunduğu “8 Meclis: Düşünce” başlıklı söyleşi dizisinin Mart ayı konuğu Doç. Dr. Fatih Şeker konuk oldu. Selçuklu Türklerinin İslam Tasavvuru, Osmanlı İslam Tasavvuru, Osmanlı Entelektüel Geleneği, Türk Düşünce Tarihi Açısından Kutadgu Bilig gibi birbirinden değerli eserleri kaleme alan Doç. Dr. Fatih Şeker, “8 Meclis: Düşünce” başlıklı söyleşi programına katıldı.

“HER ŞEYİN YERALTINA DOĞRU ÇEKİLDİĞİ BİR DÖNEMDEYİZ”

"Bizim entelektüel geleneğimiz Horasan, Maveraünnehir yahutta Türkistan coğrafyasında, filizlenir. Selçuklu'da meyveye durur. Osmanlı'da da meyveler devşirilir." diyen Doç. Dr. Fatih Şeker, III. Selim'e, II. Mahmud dönemine dayandırabileceğimiz modernleşme dediğimiz 300 yıllık dönemin bizim hazan mevsimimiz olduğuna dikkat çekti. Sadece düşüncede değil hayatın her sahasında membaların bir şekilde kuruduğu, her şeyin yeraltına doğru çekildiği bir döneme girildiğinin altını çizen Fatih Şeker, "Düşünce ne derecede kemâli yoklarsa yoklasın ehemmiyetli bir cephesiyle başlangıç döneminin bir semeresidir. Tefekkür mekanizmamızın, düşünce tarihimizin yahutta entelektüel geleneğimizin teşekkül dönemini kuşattığımız zaman bir noktada kemâl dönemini de ele almış oluyoruz." diye konuştu.

Batı'nın bizim düşünce dünyamızı çok iyi bildiğini ancak yok saymayı seçtiğini ilginç bir örnekle ortaya koyan Fatih Şeker, sözlerine şöyle devam etti: "Karl Marks, Yusuf Has Hacib'in kaleme aldığı Kutadgu Bilig için 'İnsanlık tarihine ait hemen her şeyi biz bu eserde bulabiliriz.' demiştir. Bunu bilmesine ve söylemesine rağmen 'siyaseti Almanlar düşündü başka milletler yaptı' tarzında bir cümle de kurabiliyor. Oysa Farabi'nin Medinetül Fazıla'da idealize ettiği devleti Osmanlıların müşahhas hale getirdiğini Kınalızade'nin ifade ettiğini hatırlatan Fatih Şeker, "Farabi'nin Medinetül Fazıla'da idealize ettiği devlet Osmanlılar tarafından ete kemiğe büründürülmeye çalışıldı. Ancak ne zaman ki Selçuklular ve Osmanlılar tarih sahnesine çıkıyor yerli ve yabancı araştırmacıların cümlesi bizim düşünce geleneğimizin de bittiğini ilan ediyorlar. Siyasi açıdan kemale eren, olgunluk noktasına ulaşan bir devlet yapısı var. Fakat bu devlet yapısı düşünceden mahrum." şeklinde konuştu.

BİR İDRAK YOLU: AZ ESERİ ÇOK OKUMA

Düşünce köklerimizde tasavvufun ve Anadolu irfanının büyük yer tuttuğuna dikkat çeken Fatih Şeker, "Bizim Yunus, irfanî geleneği inşa ederken veya irfanî geleneğin yol haritasını verirken sadece İbni Arabî'den değil aynı zamanda filozoflardan da besleniyor. Kurucu filozofumuz olarak gördüğümüz Farabî'nin koca bir kitapta anlattığı, belki de anlatamadığı hususları halk irfanının diliyle Yunus, tek beyitte esip geçiyor." diyerek halka ulaşan bu kadim bilginin de düşünce dünyamızı şekillendirdiğini anlattı.

Şeker, konuşmasına şöyle devam etti: "Eskiden insanları bir araya toplayan metinler vardı. Medrese geleneğinin kitap okuma tarzı az eseri çok okuma gibi bir özelliğe sahiptir. İnsanlar bir kuyuya iner gibi belirli metinler etrafında hayatlarını idrak ederler. Modern dönemde okunan metinler insanları birleştirmekten ziyade ayrıştırıyor. Bursevi Anadolu'daki teyzelerin okuduğu Muhammediye için 'Ehli irfanın idrak edebileceği bir kitap' şeklinde bir ifade kullanır. Farabi, Yunus üzerinden kurduğumuz bağlantıyı rahatlıkla Yazıcızade'nin Muhammediyesi üzerinden kurabiliriz. Bu, şu demek sadece filozofların kaleme aldığı metinler değil halk için kaleme alınan metinler üzerinden bile pekala entelektüel geleneğimizin haritasını çıkartabiliriz."