AB Hakkında Bilgilendirme / Avrupa Birliği'nin Tarihçesi

Avrupa ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp AT üyesi ülkelerin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce, sadece filozoflarla önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. Yirminci yüzyılın ilk yarısında meydana gelen ve kıtayı derinden yaralayan çatışmalar bu hayali darmadağın etti. Avrupa'da ulusal uzlaşmazlıkları aşabilecek bir örgütlenmenin kuruluşu İkinci Dünya Savaşı sırasında totaliter yönetimlere karşı savaşan direniş hareketlerinden kaynaklandı.

Avrupa'da bütünleşme sürecine ivme kazandıran, biri federasyon yanlısı diğeri işlevselci iki akımın başlıca savunucuları İtalyan federalist Altiero Spinelli ile 1951'de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun (AKÇT) kurulmasına yol açan Schuman Planı'nın ilham kaynağı Jean Monnet'dir. Federasyon yanlısı yaklaşım, yerel, bölgesel, ulusal ve Avrupa ölçeğindeki güç odakları arasında diyaloga ve tamamlayıcı bir ilişki kurulmasına dayanır. İşlevselci yaklaşım ise egemenliğin ulusal düzeyden Topluluk düzeyine tedricen aktarılmasını savunur. Bu iki görüş, günümüzde, tek pazar, para politikası, ekonomik ve sosyal kaynaşma, dış politika ve güvenlik gibi ortak eylemin devletlerin tek tek hareket etmelerinden daha etkili olduğu alanlarda, demokratik ve bağımsız Avrupa kurumlarına ulusal ve bölgesel makamlar kadar sorumluluk verilmesi gerektiği inancında iç içe geçmiştir.

Avrupa Birliği 1995'te ilk öncülerinin anısına dikilmiş bir anıt gibidir; ekonomi, sanayi, siyaset, yurttaş hakları ve dış politika alanlarını kapsayan çok-sektörlü bütünleşmenin en ileri biçimidir. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nu (AKÇT) kuran Paris Antlaşması (1951), Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'nu (Euratom) kuran Roma Antlaşmaları (1957), Avrupa Tek Senedi (1986) ve Maastricht Avrupa Birliği Antlaşması (1992), Üye devletleri egemen devletler arasındaki geleneksel anlaşmalardan daha sıkı bir biçimde birbirine bağlayan AB'nin hukuki temellerini meydana getirir. Avrupa Birliği, doğrudan uygulanma imkânı olan bir mevzuat oluşturabilmekte ve yurttaşları lehine özel haklar ihdas edebilmektedir.

Topluluğun çalışmaları, başlangıçta altı kurucu üyesi (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg) arasında bir kömür ve çelik ortak pazarı kurulmasıyla sınırlıydı. Savaş ertesindeki o günlerde savaşın galip ve mağluplarını, eşitler olarak işbirliğinde bulunabilecekleri bir kurumsal yapı içinde bir araya getiren Topluluk, temelde barışı güvence altına almanın bir aracı olarak algılanıyordu.

Altılar 1957'de, Fransız Ulusal Meclisi'nin Avrupa Savunma Topluluğu projesini reddetmesinden üç yıl sonra, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Mamul mallarda gümrük vergileri planlandığı gibi 1 Temmuz 1968'de kaldırıldı; özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 60'ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

Altıların başarısı Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda'yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa'nın 1961'de ve 1967'de iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1972 yılında üyeliğe kabul edildiler. Üye devlet sayısını altıdan dokuza yükselten ilk genişleme ile birlikte, Topluluk sosyal, bölgesel ve çevresel konularda üstlendiği sorumluluklarla yeni bir derinlik kazandı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 1970 başlarında doların konvertibilitesini askıya almasıyla ekonomik yakınlaşma ve parasal birlik gereksinimi açıkça kendini gösterdi. 1973 ve 1979'daki iki petrol kriziyle dünya çapında parasal istikrarsızlık daha da ağırlaştı. 1979 yılında Avrupa Para Sistemi'nin işlerlik kazanması döviz kurlarının sabitleşmesine yardımcı oldu ve Üye Devletlerin kararlı ekonomik politikalar izleyerek açık bir ekonomik alanın dayattığı disiplinden yararlanmalarını ve birbirlerine karşılıklı destek vermelerini sağladı.

Topluluk 1981'de Yunanistan'ın, 1986'da da İspanya ve Portekiz'in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Bu genişlemeler, On ikiler in, ekonomik gelişmeleri arasındaki farklılıkları azaltmaya yönelik yapısal programlar uygulamalarını kaçınılmaz kıldı.

Bu dönemde Topluluk Güney Akdeniz ile Afrika, Kara Yipler ve Pasifik (AKP) ülkeleri ile yeni anlaşmalar imzalayarak uluslararası düzeyde daha önemli bir rol oynamaya başladı; AKP ülkeleri birbirini izleyen dört Lomé Sözleşmesi (1975, 1979, 1984 ve 1989) ile Toplulukla bağ kurdu.

Tüm GATT üyeleri arasında 15 Nisan 1994'te Marakeş te imzalanan bir anlaşma ile dünya ticaretinin gelişiminde yeni bir aşamaya girildi. Pazarlıkları bir blok olarak sürdüren Avrupa Birliği görüşmelere damgasını vurma ve çıkarlarının gözetilmesini sağlama konusunda çaba harcadı.

1 Ocak 1995'te Avrupa Birliği'ne üç yeni üye katıldı. Avusturya, Finlandiya ve İsveç kendilerine özgü katkılarıyla Birliği zenginleştirmekte, Orta ve Kuzey Avrupa'da yeni açılımlar sağlamaktadırlar.

Dünyanın en büyük ticaret gücü olmasına karşın, Birlik diplomatik etkinliğini arttıracak yapıları geliştirmekte ağır davranmıştır. Avrupa siyasi işbirliğinin amacı dışişleri ve güvenlik politikası alanlarında hükümetler arasında daha derinlemesine bir eşgüdümün sağlanmasıdır.

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980 başlarında bir "Avrupa karamsarlığı" havasının doğmasına neden oldu. Ama 1984'ten sonra bunun yerini Topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki Komisyonun 1984'te hazırladığı Beyaz Kitaba dayanarak Topluluk 1 Ocak 1993'e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi 17 ve 28 Şubat 1986'da imzalandı ve bu iddialı hedefle ilgili mevzuatın kabulü konusunda yeni usuller geliştirdi. Tek Senet 1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe girdi.

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990'da iki Almanya'nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet denetiminden kurtulmaları ve demokratikleşmeleri, Aralık 1991'de de Sovyetler Birliği'nin çözülmesi Avrupa'nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye Devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991'de Maastricht'te toplanan Avrupa Doruğu'nda kararlaştırılan yeni bir Antlaşmanın müzakerelerine başladılar.

1 Kasım 1993'te yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması Üye Devletlerin önüne iddialı bir program koymaktadır: 1999'a kadar parasal birlik; yeni ortak politikalar, Avrupa yurttaşlığı; diplomatik işbirliği; ortak savunma ve iç güvenlik. Dünya ölçeğindeki rekabeti göğüsleyebilmek ve işsizliği azaltmak için Avrupa Doruğu, Komisyon tarafından sunulan 'Büyüme, rekabet, istihdam' adlı Beyaz Kitaba dayanarak Temmuz 1994'te kıta ölçeğinde altyapı ve iletişim projelerini yürürlüğe koymaya karar verdi.

Artık AB'nin, bir yandan Üye Devletlerin kimliklerini korurken diğer yandan da karar verebilme ve uygulama yeteneği bulunan hem etkili hem de demokratik bir örgüt olma yolunda daha ileri gitmekten başka seçeneği yoktur. Yapısını güçlendirip karar mekanizmalarını rasyonalize edemezse, iyice gevşeme ya da kımıldayamaz hale gelme seçeneğiyle karşı karşıya kalacaktır. Atlas Okyanusu'ndan Ural lara uzanan 'Büyük Avrupa' ancak tek sesle konuşup hareket eden istikrarlı bir çekirdek etrafında yapılanırsa örgütlü bir güç olarak gelişebilir. 1996 için planlanan kurumsal gündem iddialıdır: 15 üyeli AB'nin yapısının yeni görevleri göğüsleyebilecek şekilde uyarlanması ve kurucularının büyük siyasi projelerinin kaynakları göz ardı edilmeden ve kapsamı kısıtlanmadan tüm kıtaya istikrar getirebilecek biçimde yeni üyelerin katılımına hazırlanması.

Yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa bütünleşmesi, kıtanın gelişmesi ve halkının zihniyeti üzerinde önemli etkilerde bulunmuştur; aynı zamanda güçler dengesini de değiştirmiştir. Siyasi renklerinden bağımsız olarak tüm hükümetler mutlak ulusal egemenlik çağının artık geçtiğinin farkındadır.

Ancak güçlerin birleştirilmesi ve AKÇT Antlaşması'nın ifadesiyle "gelecekteki kader birliği" için harcanacak çabalar sayesinde, Avrupa'nın eski ulusları ekonomik ve sosyal gelişmelerini sürdürebilir ve dünya ölçeğindeki etkinliklerini koruyabilirler.

Ulusal ve ortak çıkarların sürekli dengelenmesine, ulusal geleneklerin farklılığına saygı gösterilmesine ve farklı kimliklerin güçlendirilmesine dayalı Topluluk yaklaşımı her zaman olduğu gibi bugün de geçerlidir. Devletler arasındaki ilişkilere damgasını vuran köklü düşmanlıkları, üstünlük saplantılarını ve savaşçı eğilimleri aşacak biçimde tasarlanan bu yaklaşım Soğuk Savaş yılları boyunca Avrupa'nın demokratik ülkelerinin özgürlüğe olan bağlılıkları çevresinde birleşmelerini sağlamıştır. Doğu-Batı karşıtlığının ortadan kalkması ve kıtanın siyasi ve ekonomik bakımdan yeniden birleşmesi, Avrupalıların gelecekleri için bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duydukları Avrupa ruhunun zaferidir.

Türkiye - AB İlişkilerinde Önemli Tarihler Kronolojisi

1959
31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.

1963
12 Eylül: Türkiye ile AET’yi Gümrük Birliğine götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı.
12 Eylül: I. Mali Protokol imzalandı.

1964
1 Aralık: Türkiye-AET Ankara Anlaşması yürürlüğe girdi. Birinci Ortaklık Konseyi toplantısı yapıldı.

1966
16-17 Mayıs: Birinci Türkiye-AET Karma Parlamento Komisyonu Brüksel’de toplandı.

1970
23 Kasım: Katma Protokol Brüksel’de imzalandı.
23 Kasım: II. Mali Protokol imzalandı.

1971
1 Eylül: Katma Protokol’ün ticari hükümleri “Geçici Anlaşma” ile yürürlüğe konuldu.

1977
12 Mayıs: III. Mali Protokol Brüksel’de imzalandı.

1982
22 Ocak: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almıştır.

1986
16 Eylül: Türkiye - AET Ortaklık Konseyi toplandı. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren dondurulmuş bulunan Türkiye-AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başladı.

1987
14 Nisan: Türkiye, AT’ye, Roma Antlaşması’nın 237 nci, AKÇT Antlaşması’nın 98 nci ve EURATOM Antlaşması’nın 205 nci maddelerine istinaden tam üye olmak üzere müracaat etti.
27 Nisan: Türkiye’nin tam üyelik talebi Topluluk Bakanlar Konseyi tarafindan incelenmek üzere Komisyon’a havale edildi.

1989
18 Aralık: AT Komisyonu, Türkiye’nin tam üyelik başvurusu konusundaki “Görüş” ünde (Avis), Topluluğun, kendi iç pazarını tamamlayabilme sürecinden önce (1992) yeni bir üyeyi kabul edemeyeceği ve Türkiye’nin katılmadan önce, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesine ihtiyaç duyulduğu hususlarına yer verdi.

1990
6 Haziran: Topluluklar Komisyonu, Türkiye ile her alanda işbirliğinin başlatılması ve hızlandırılması konusundaki önlemleri içeren bir “İşbirliği Paketi”ni hazırlayarak Konseyin oluruna sundu.

1991
30 Eylül: Ortaklık Konseyi 1986 yılından sonra ilk kez toplandı.

1995
6 Mart: Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesi ile ilgili ve Gümrük Birliği döneminde uygulanacak usul, esas ve süreleri belirleyen 1/95 ve 2/95 sayılı kararlar Ortaklık Konseyi’nin 36 nci dönem toplantısında kabul edildi.
13 Aralık: 1/95 Sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı Avrupa Parlamentosu tarafindan onaylandı (343 Kabul, 149 Red, 36 Çekimser).
21 Aralık: AB ile Türkiye arasinda, AKÇT ürünlerini kapsayan Serbest Ticaret Anlaşması parafe edildi.

1996
1 Ocak: Türkiye, AB ile entegrasyonunda 22 yil süren “Geçis Dönemi”ni 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlayarak, 1.1.1996 tarihi itibariyle, tam üyelik sürecinde “Son Dönem”e, sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliği ile girmiştir.
25 Temmuz: Türkiye-AB AKÇT Anlaşması Brüksel’de imzalandı.
1 Ağustos: Türkiye-AB AKÇT Anlaşması TCRG’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

1997
12-13 Aralık: Avrupa Birliği'nin Lüksemburg'ta gerçekleştirdiği devlet ve hükümet başkanları zirvesi sonucunda Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum Yönetimi tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlenmiştir. Türkiye ise aday ülkeler arasında gösterilmemiştir.

1998
3 Mart: Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik olarak AB Komisyonu tarafından hazırlanan"European Strategy for Turkey" başlıklı belge açıklandı.
4 Kasım: AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’ne üyelik için belirlenmiş olan Kopenhag kriterleri ışığında kaydedilen gelişmelere ilişkin Komisyon görüşlerini içeren "İlerleme Raporu" yayımlandı.

1999
1 Ocak: Avrupa Birliği’nde Tek Para (Euro) uygulamasına geçildi.
13 Ekim: AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’ne üyelik için belirlenmiş olan Kopenhag kriterleri ışığında kaydedilen gelişmelere ilişkin Komisyon görüşlerini içeren ikinci "İlerleme Raporu" yayımlandı.
11-12 Aralık: Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında Türkiye'ye adaylık statüsü tanındı.

2000
11 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 39 uncu dönem toplantısı yapıldı.
13 Ekim: Avrupa Komisyonu Türkiye için 3. İlerleme Raporu’nu açıkladı.
8 Kasım: AB Komisyonu Katılım ortaklığı belgesinin taslağını ve 2000 yılı ilerleme raporunu açıkladı.

2001
26 Şubat: Katılım Ortaklığına ilişkin usuller ile Katılım Ortaklığı çerçevesinde ülkemizin alacağı yardımların temelini oluşturaca Çerçeve Yönetmelik Genel İşler Konseyi’nin toplantısında kabul edildi.
8 Mart: AB Bakanlar Konseyi Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesini kabul etti.
19 Mart: TBMM “Topluluk Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programını kabul etti.
26 Haziran: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 40 ıncı dönem toplantısı yapıldı.
13 Kasım: IV. İlerleme Raporu yayınlandı.
15 Aralık: Leaken Zirvesi sonucunda Türkiye'nin katılım müzakerelerine yaklaştığı ve AB'nin geleceği ile ilgili konvansiyonun çalışmalarına katılacağı ilan edildi.

2002
16 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 41 inci dönem toplantısı yapıldı. Ekim: V. İlerleme Raporu yayınlandı.
12-13 Aralık: Kopenhag Zirvesi sonucunda 10 aday ülkenin 2004 yılı içinde Birliğe katılacağı ilan edilmiştir. Halen üyelik müzakerelerine devam eden Bulgaristan ve Romanya'nın üyelikleri 2007 yılına bırakılmıştır. Türkiye ile üyelik müzakereleri, Komisyonun 2004 yılı sonunda hazırlayacağı ilerleme raporunda olumlu görüş verildiği takdirde 2005 yılında başlatılacaktır.

2003
2 Ocak: 4. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 11 Ocak)
23 Ocak: 5. Uyum Paketi Kabul edildi (yürürlük, 4 Şubat).
30 Ocak: Türkiye-AB Gümrük İşbirliği Komitesinin 30, toplantısı Brüksel'de yapıldı.
31 Ocak: AB Troykası Türkiye'yi ziyaret etti.

1 Şubat: 26 Şubat 2001 tarihinde imzalanan Nis Antlaşması yürürlüğe girdi.
10 Şubat: Türkiye, Afganistan'da görevli ISAF'ın komutasını Almanya ve Hollanda'ya devretti.
16 Şubat: NATO Savunma Planlama Komitesi (DPC) Türkiye'ye NATO desteği verilmesine karar verdi.
19 Şubat: AB Komisyonu, Avrupa siyasi partilerinin kuruluşu ve finansmanına ilşkin tüzük önerisini açıkladı.
19 Şubat: Komisyon, 10 aday ülkenin Birliğe katılımı hakkında olumlu görüş bildirdi.
20 Şubat: Akdeniz Forumu Antalya'da toplandı.
21 Şubat: Hırvatistan, AB üyeliği için Avrupa Konsey Başkanlığına resmen başvurdu.
23 Şubat: Türkiye'den YUnanistan'a doğalgaz nakline ilşkin anlaşma imzalandı.
26 Şubat: BMGS Kofi Annan 3. çözüm planını sunmak üzere Kıbrıs'a gitti. Hükümet, yurt dışına asker gönderilmesi ve yabancı asker kabulü konusunda TBMM'den yetki talep etti.

2 Mart: TBMM, Hükümetin yetki tezkeresini reddetti.
10 Mart: Türkiye, Lahey'de yapılan Kıbrıs Zirvesinde Annan Planını reddetti.
12 Mart: Türkiye-AB Siyasi İstişare Toplantısı Brüksel'de yapıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Abdullah Öcalan davası ile ilgili kararını açıkladı: Mahkeme, Sözleşmenin "adil yargılama hakkı" "gözaltı süresi" "kötü muamele" hükümlerinin ihlal edildiğine karar verdi.
13 Mart: Türkiye-AB Ortaklık Komitesinin 111. toplantısı Brüksel'de yapıldı.
14 mart: NATO-AB Güvenlik Anlaşması imzalandı. Yeni Tüketici Yasası yürürlüğe girdi.
19 Mart: Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanlık Divanı toplantısı Brüksel'de yapıldı.
26 Mart: AB Komisyonu, Türkiye için gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesini ve katılım öncesi mali yardım önerisini sundu.
31 Mart: AB, ilk ortak askeri operasyon için, Makedonya'da görevi NATO'dan devraldı.

6 Nisan: BMGS Annan, başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs görüşmeleri konusunda Rauf Denktaş ve Türk tarafını suçladı.
7 Nisan: Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi 15. toplantısı İstanbul'da yapıldı.
9 Nisan: AP, 10 ülkenin Birliğe katılmasını onayladı.
14 Nisan: BM Güvenlik Konseyi, Annan Planının Denktaş ve Türkiye'nin olumsuz yaklaşımları nedeniyle referanduma sunulamadığını verdiği kararda tespit etti.
15 Nisan: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 42. toplantısı yapıldı.
16 Nisan: Mayıs 2004'te AB'ne tam üye olacak 10 ülkenin Katılım Antlaşması Atina'da imzalandı.
21 Nisan: KKTC Bakanlar kurulu, Türk ve Rum kesimleri arasında karşılıklı geçişleri 09.00-24.00 arasında serbest bırakma kararı aldı.

5 Mayıs: Türkiye, Türkçe'yi Avrupa Konseyi dilleri arsından çıkartma kararı aldı.
12 Mayıs: Birliğe 1 Mayıs 2004 tarihinde katılacak ülkelerden 162 gözlemci Avrupa Parlamentosu'nun Strazburg'taki genel kuruluna katıldı.
16 Mayıs: Güney Kıbrıs vatandaşlarının 22 Mayıs tarihinden itibaren Türkiye'ye vizesiz girişine izin verileceği açıklandı.
19 Mayıs: AB KOmisyonu tarafından açıklanan KOB, AB Konseyince kabul edildi.

5 Haziran: Oostlander Raporu AP Genel Kurulunda kabul edildi.
12 Haziran: Türkiye için gözden geçirilmiş KOB, AB Resmi gazetesinde yayınlandı.
16 Haziran: Türkiye-AB KPK 50. toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi.
19 Haziran: 6. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 19 Temmuz). Türkiye, AİHM'nin Loizidou davası kararının gereğini yerine getireceğini açıkladı.

1 Temmuz: AB Komisyonu, "Yeni Komşuluk Stratejisi" hakkında bir tebliğ kabul etti.Türkiye, AİHM'nin 6. protokolünü onayladığına dair yasayı yürürlüğe koydu
5 Temmuz: NATO, Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik DEstek Gücü'nün (ISAF) komuta ve yönetimini Türkiye'den devraldı.
10 Temmuz: AB'nin geleceğine ilişkin Konvansiyon, 16 aydan beri sürdürdüğü çalışmalarını tamamladı.
14 Temmuz: AB KOmisyonu, Gümrük Birliği'nin genişletilmesi ve derinleştirilmesine yönelik Eylem Planını açıkladı.
24 Temmuz: AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı yürülüğe girdi.
30 Temmuz: 7. Uyum Paketi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi (yürürlük, 7 Ağustos).

8 Ağustos: Türkiye ile KKTC arasında Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması imzalandı.
12 Ağustos: Katılım Öncesi Ekonomik Program tamamlandı.

10 Eylül: AB uyum yasalarını uygulanmasının izlenmesi amacıyla "Reform İzleme Grubu" kuruldu. Türkiye'nin Avrupa'da tanıtımı için "AB İletişim Grubu" kuruldu.
15 Eylül: AB'nin "terör listesi"ne KADEK, İBDA-C ve Anadolu Federe İslam DEvleti örgütleri yer almadı.
19 Eylül: Türkiye-KKTC Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması gelen tepkiler üzerine askıya alındı.
28 Eylül: AB, KKTC'ne yönelik ekonomik yardım paketini onayladı.

4 Ekim: AB Hükümetlerarası Konferans müzakereleri başladı.
8 Ekim: AB mali yardımlarını yönetimi Türkiye'ye geçti.
28 Ekim: Türkiye-AB Gümrük Birliği Ortak Komitesi 14, toplantısı Brüksel'de yapıldı.

5 Kasım: AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporunu açıkladı.

2 Aralık: Türkiye Loizidou'ya gecikme faizi ile birlikte toplam 1,12 milyon Euro tazminat ödedi.
2 Aralık: Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunun 51. toplantısı Brüksel'de yapıldı.

(Kaynak: www.ntvmsnbc.com)

2004
9 Ocak: İdam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. protokolü Türkiye tarafından Strazburg’da imzalandı.

9 Şubat: İnterreg III/A kapsamında Türkiye-Yunanistan Sınır Ötesi İşbirliği Programı onaylandı.
19 Şubat: Annan Planı çerçevesinde görüşme konusunda uzlaşmaya varan taraflar, Kıbrıs’ta müzakerelere başladı.

31 Mart: Türkiye-Bulgaristan Sınır Ötesi İşbirliği Programının stratejik çerçevesi tamamlandı.

1 Nisan: Avrupa Parlamentosu’da Türkiye hakkında Arie Oostlander’in Raporu onaylandı.
15 Nisan: Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında Türkiye’nin AB Eğitim ve Gençlik Programlarına katılımına ilişkin Mutabakat Zaptı imzalandı..
24 Nisan: Kıbrıs’ta referandum yapılmıştır. Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.9’u Annan Planını onaylarken Kıbrıs Rum kesiminde ise halkın yüzde 75.83’ü planı reddetti.
29 Nisan: Avrupa Birliği Konseyi Kıbrıs Tüzüğü’nü onaylamıştır. Tüzükle, Kıbrıs’ta yapılan referandumun ardından sorunun çözüme ulaşmaması üzerine mevcut duruma ve özellikle malların dolaşımına ilişkin önlemler alındı.

1 Mayıs: Avrupa Birliği’nin 10 yeni üyeyi kapsayan (Polonya, Macaristan, Çekya, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya, Estonya, Malta, GKRY) Beşinci genişlemesi gerçekleşti.
7 Mayıs: Anayasa Reform Paketi TBMM’de kabul edildi.

10-13 Haziran: Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleştirildi.
22 Haziran: Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Türkiye üzerindeki denetim sürecini sona erdirdi.

1 Temmuz: Hollanda AB dönem başkanlığını üstlendi.
7 Temmuz: Avrupa Komisyonu Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için kapsamlı öneriler açıkladı.

6 Ekim 2004: Avrupa Komisyonu, 2004 Türkiye İlerleme Raporu ve rapora bağlı tavsiye belgesini yayımladı. Söz konusu belgelerde Türkiye’nin siyasi kriterleri gerekli ölçüde karşıladığı belirtilerek, birliğe katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuldu.

15 Aralık: Avrupa Parlamentosu, Hollandalı Hıristiyan demokrat parlamenter Camiel Eurlings’in hazırladığı, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlamasını tavsiye eden raporunu 262’ye 402 oyla kabul etti.

17 Aralık: AB Zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde açılacağı ilan edildi.

Müzakere Çerçeve Belgesi

Türkiye için uzun ve zor bir dönemi kapsayacak olan ve tam üyeliğin hedeflendiği müzakere süreci, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yürüteceği katılım müzakerelerinin temel esaslarını belirleyen “Müzakere Çerçeve Belgesi”nin 03 Ekim 2005 tarihinde kabul edilmesi ile başladı.

Müzakere Çerçeve Belgesi, esas olarak 17 Aralık 2004 Zirve kararları çerçevesinde belirlenmiş olup, süreç boyunca yaşanan gelişmeler ve üye ülkelerin tutumları doğrultusunda şekillenerek nihai halini almıştır. Müzakere çerçeve belgesinin, Türkiye’nin bütün endişelerini gidermediği açıktır. Ancak belgeyi, üzerinde yapılan tartışmaların mağlubu olmayan, tüm ilgili tarafların isteklerinin bir bölümünü elde ettikleri bir ‘uzlaşı metni’ olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir yandan, 25 üye ülkenin farklı önceliklerini birleştiren, diğer yandan da Türkiye’nin beklentilerine cevap verebilen bir metne ulaşmak, AB açısından da son derece zor olmuştur. Bu nedenle, çerçeve metin içinde yoruma açık noktalar ortaya çıkmıştır. Katılım müzakerelerinin sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için bu hususların netleştirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda 1963 yılından itibaren Türkiye-AB ilişkilerine önemli katkı sağlayan ve yayınları ile Türkiye’de önemli bir eksiği tamamlayan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), AB genişleme sürecinin dinamiklerini ve Türkiye’nin 1959 yılından bu yana devam eden AB üyelik mücadelesini göz önünde bulundurarak çerçeve belgeye ilişkin değerlendirme çalışmaları yürütmüştür.
Müzakereler boyunca, daha önce de açıklanan 35 başlıktan Türkiye’yi en çok zorlayacak olan bölümün tarım olacağı belirtilirken, müzakerelerin eğitim ve bilim konularından açılması öngörülmektedir.

Müzakerelerin dayandığı ilkeler, müzakerelerin özü ve müzakere prosedürleri olmak üzere 3 bölümde hazırlanan ve 23 maddeden oluşan Müzakere Çerçeve Belgesinin önemli ve gündem oluşturan maddelerini, İKV değerlendirmeleriyle sizlerle paylaşmak istedik: Türkiye açısından en önemli husus, çerçeve belgenin 2. maddesinde yer alan “Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır” ifadesidir. Bu ifade, uzun ve zorlu olacağı en başından bilinen ancak sonucunda tam bir dönüşüm ile Türkiye’nin lig atlamasını sağlayacak bir sürecin başlangıcını ifade etmektedir. Kopenhag kriterleri içinde zaten yer alan AB’nin hazım kapasitesi ifadesinin, çerçeve belge içinde bir kez daha vurgulanmasının, Türkiye’nin nüfusu, ekonomik durumu, bulunduğu coğrafya, vb. hususların bazı AB üyelerinde yarattığı endişelerden kaynaklandığı bilinmektedir. Ancak, bu haliyle subjektif ve keyfi değerlendirmelere açık olan söz konusu ifadeye ilişkin net kriterlerin belirlenmesi gerekmektedir. AB’nin hazım kapasitesinin hangi mekanizma ve kıstaslar çerçevesinde tespit edileceği en kısa zamanda netleştirilerek Türkiye’ye bildirilmelidir.

Madde 2: Avrupa Koseyi`nin Aralık 2004`te anlaştığı gibi, bu müzakereler Avrupa Birliği Anlaşması`nın 49. maddesine dayanır. Müzakerelerin ortak hedefi üyeliktir. Bu müzakereler, sonucu önceden garanti edilemeyecek, açık uçlu bir süreçtir. Bütün Kopenhag Kriterleri göz önüne alındığında, Birliğin hazmetme kapasitesini de içerecek şekilde eğer Türkiye üyeliğin bütün yükümlülüklerini tam olarak yerine getirir bir konumda değilse, Türkiye`nin Avrupa kurumlarına mümkün olan en güçlü bağla, tam olarak bağlanması sağlanmalıdır.

Belgede yer alan ve Türk kamuoyu tarafından endişe ile karşılanan noktalar ile ilgili olarak unutulmaması gereken nokta, AB’de kararların, olumlu ve olumsuz tüm yansımaları göz önünde bulundurarak alındığıdır. AB’nin yöntemi bu şekilde işlemektedir. Belge mükemmel değildir ancak, mükemmel olmadığı için - Türkiye’nin tüm beklentilerini karşılamadığı ve Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan bazı ülkelerin bazı taleplerini de karşıladığı için - tüm AB üye ülkeleri tarafından kabul edilebilmiştir. Metnin tartışıldıgı konjonktür de dikkate alınacak olursa, ilgili Konsey toplantısı sonucu olarak, düşünülebilecek en kötü ihtimalin hiçbir metin üzerinde uzlaşılamaması olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Sürecin gerek siyasi gerek teknik boyutu ile ilgili olarak dikkatle değerlendirilmesi gereken konu Kıbrıs ile ilgili maddelerdir. Bu maddelerin dışındaki tüm unsurlar, büyük ölçüde Türkiye’nin performansına bağlı hususlardır. Belge metninde bugün tehdit olarak değerlendirilen hususların zaman içinde, Türkiye’nin uyum kapasitesi, gelişme hızı ile fırsata dönüştürülebilmesi mümkündür. Ancak Kıbrıs konusu bu kategoride değildir. Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmadan Türkiye’nin atabileceği adımlar sınırlıdır. Sorunun çözümlenebilmesi için ise Türkiye’nin tek taraflı çabalarının yeterli olması mümkün değildir. Kıbrıs konusu ile ilgili olarak AB’nin kısa vadede Türkiye’den bazı beklentileri olduğu açıktır. Ancak, Türkiye’nin bu beklentileri karşılama yönünde hareket edebilmesi için AB’nin karşılıklı adımlarla, bu zemini Türkiye için hazırlaması gerekmektedir.

Sonuç olarak, müzakere çerçeve belgesi önümüzdeki 10 veya daha fazla yıl boyunca Türkiye AB ilişkilerini düzenleyen temel belgelerden biri olacaktır. Ancak AB önümüzdeki bu süreç içinde değişecektir. AB Anayasası, mali perspektif, mevzuatın basitleştirilmesi, bazı temel politika alanlarında kapsamlı reformlar AB’nin önümüzdeki 10 yıl içinde aynı kalmayacağını açıkça göstermektedir. Türkiye de hem bugünkü gelişme hızı hem AB ile katılım müzakerelerinin getireceği dinamizm sonucu 10 yıl sonra bugünkünden çok daha ileri bir noktada olacaktır.

Çerçeve belge bugünkü AB’nin, bugünkü Türkiye’ye bakarak hazırladığı bir metindir. Bu koşullarda dahi AB, Türkiye’yi dışarıda bırakma olasılığını değerlendirememiştir. Bunun temel nedeni, Türkiye’nin üyeliğinin artık sadece AB ve Türkiye için değil, tüm bölge hatta dünya için öneminin kavranmış olmasıdır. Nihai aşamada; sürecin sonucunu belirleyecek olan ise yarının AB’sinin yarının Türkiye’sine bakışı olacaktır. Üyelik günü geldiğinde müzakere çerçeve belgesinde yer alan ve bugün Türk kamuoyunda rahatsızlık yaratan unsurların büyük bir kısmı tartışma konusu olmaktan çıkacaktır. Bu nedenle, gelecek yıllar açısından belgenin en önemli noktası, ortak hedefin üyelik olduğunun ifade edilmesidir.

AB ve Kadın

Kadınlar, toplumların gelişmesi ve kalkınmasında çok önemli bir rol oynamaktadır. Aile içindeki yerinin yanında sosyal alandaki konumu, iş hayatındaki durumu ve siyasal alandaki etkinliği ile de kadınların farklı alanlardaki katkıları göz ardı edilemez. Buna rağmen kadınlara yönelik eşitlik ve adaletten uzak uygulamalar bütün toplumlarda devam etmektedir. Bu sebeple AB üye ülkelerinde kadın haklarının korunması ve kadın erkek eşitliği, AB’nin temel hedeflerinden birisi durumuna gelmiştir.

AB bünyesindeki vatandaşlara eşit haklar tanıyan mevzuatların yürürlüğe girmesi için çalışmalar hızla devam etmektedir. AB’nin temel politikası, kadın ve erkeklere hem çalışma hayatında hem de sosyal ve siyasal alanlarda eşit fırsatlar tanınmasını ve eşit muameleye tabi tutulmalarını sağlamaktır.

Kadın ve erkeklerin eşit iş için eşit ücret almaları ile ilgili1957 Roma Anlaşması, AB’de kadınla ilgili çalışmaların başlangıcını oluşturmaktadır. 1997 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması, kadın ve erkek eşitliğini AB’nin temel görevlerinden birisi olarak belirlemiştir. Bu tarihten itibaren tüm AB kurumları, cinsiyet eşitliği sorununun istihdam, eğitim, öğretim, gençlik vb. tüm politika alanlarında, Avrupa ve ulusal veya yerel düzeyde tüm faaliyet alanlarında dikkate alınmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

AB ile müzakerelere devam eden Türkiye’de de kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği ilerleme kaydedilmeye çalışılan önemli alanlardan birini oluşturmaktadır. Kız çocuklarında okuma-yazma oranının arttırılmasıyla ilgili çalışmalar, kadınların siyasal ve sosyal alanda daha aktif olması için yapılan çalışmalar bu amaca hizmet etmektedir. Ancak gelişmenin daha hızlı olması için kadınların öncelikle kendi haklarından haberdar olması gerekmektedir. AB yolunda önemli adımlar atan ülkemizin kadınları hem AB ile ilgili hem de haklarıyla ilgili bilgilendirilmelidir.

Bu çerçevede iki farklı etkinlik düzenlenmiştir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle Avrupa Birliği Bilgi Merkezi tarafından gerçekleştirilen halka açık bilgilendirme seminerlerine Zeytinburnu ilçesinden bir kadın heyeti götürülmüştür. AB’nin oluşumu, kurum ve kuruluşları hakkında bilgi alan kadınlar AB’de ve Türkiye’de kadın ve kadın hakları hakkında da bilgilendirilmiştir.

İkinci etkinlik Zeytinburnu Belediyesi nikâh salonunda, 21 Nisan 2006’da gerçekleştirilmiştir. Avrupa Birliği Bilgi Merkezi AB uzmanı Zeynep Akgül, yine AB’nin oluşumu, kurum ve kuruluşları, AB'de kadının yeri ve hakları konusunda Zeytinburnulu kadınları bilgilendirmiştir.